21/4/2007 - NİSANDIR

şiirlerimi ekart olarak göndermek isteyenler
sevgi küpünden açıp gönderebilirler
http://www.sevgikupu.com/siirler/siirler.asp?id=1837

Sevgili Can dündarın bu yazısını ilk okuduğumda çok hoşuma gitmişti
şimdi mevsimede uygun olduğu için bende bloğumda paylaşmadan edemedim
okumamış olanlara şiddetle tavsiye ediyorum
NİSANDIR
Nisandır, gözlerinizi kapatırsınız. Ilık bir rüzgar, mis kokulu. Mor salkımlar yakalar köşe başlarında. Fulya kokuları, nergisler peşinizi bırakmaz. Mavi mine çiçekleri işlemek istersiniz her yere. Aşk mevsimi gelmiştir.
Sabahları daha erken kalkılır. Bu, kahvaltı yapabilmek demektir. Ne demiştir Cemal Süreya , "Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem, ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"... Üşenmeyip gidip, simit alınır, meyve suyu sıkılır, yumurta haşlanır.
Bazen küçük yürüyüşlere bile zaman kalır. Şu köşede bir fırın açılmıştır, az ilerde bir çiçekçi. Mahalleye beyaz bir köpek gelmiştir. Eski dost, dişi kedi Sultan, ağaç tepelerinde çapkınlığa başlamıştır. Dönüşte asansörü kullanmaz, merdivenleri ikişer üçer çıkarsınız.
Tüm vitrinleri eflatunlar, pembeler , maviler kaplamıştır. Ucuzluğu bekleyecek haliniz yoktur. İçinizdeki renk dışa vursun istersiniz. Kazıklandığınızı bile bile birkaç parça şey almadan çıkmazsınız mağazadan. Kutular açılır, yazlık takılar bulunur. Hava daha çok ısınmamıştır. Zemheri zürafası gibi olsanız da fark etmez. Bir kere içiniz ısınmıştır.
"Ben her bahar aşık olurum" şarkısı aslında herkes için yapılmıştır. Evli bekar, genç yaşlı hiç fark etmez. Etrafta aşık olunacak birileri hep vardır. Yavaş yavaş flört etmeye başlarsınız. Çift anlamlı sözcükler, küçük kahkahalar, çapkın bakışlar. "Bir şey var aramızda" şiiri dilden dile dolaşır. Sokakta yürürken, çalışırken, ya da alakasız yerlerde kendi kendinizi gülümserken yakalarsınız. Fark edip soranlara "Beni bu havalar mahvetti.", ya da "Yok bir şey, aklıma bir şey geldi de..." yollu yanıtlar verirsiniz. Aslında bir şey vardır, tam yüreğinizin ortasında kanat çırpmaktadır.
Bir heyecan dalgası yalayıp geçer ara sıra. Hep böyle olsam dersiniz. Bu işle doğrudan ilgisi olmayanları da etkileyen bir olumluluk sinmiştir üstünüze. Başka zaman olsa, bar bar bağıracağınız durumlarda olgunca gülümsersiniz. "Bırak ben yapayım" dersiniz, "Önemli değil" dersiniz.
Bir sevecenlik akar gider üzerinizden tüm canlılara. Durmadan bir şeyleri unutursunuz. Anahtarı kapının üzerinde, çantanızı iş yerinde. Yolunuzu kaybedersiniz. "Aman sarsağın biriyim zaten" diye geçiştirirsiniz. Kışın böyle şeyler olmamıştı. Neyse ki enerji dolusunuzdur. Oraya koşturur, buraya koşturur, yüklersiniz akılsız başınızın cezasını ayaklarınıza. Şiirler karalarsınız oraya buraya. Ne çok Nisan şiiri yazılmış şaşarsınız. Şarkılar mırıldanırsınız. Islık çalarsınız biteviye. Her sevgilinin bir şarkısı vardır. Şarkılardan fal tutarsınız. Filmlerin en vurucu bölümleri gözlerinizin önüne gelmeye başlar. "Singing in the Rain"de Gene Kelly ile danseder,
"The Way We Were"de Barbra Streisand'ın ayakkabısını bağlarsınız. "Love Story" de "Aşk hiçbir zaman pişmanlık duymamaktır" sözleriyle bağlarsınız işin sonunu. Nisan yağmurları vardır sonra. Yağmurda ıslanmak için şemsiye almazsınız. Nisan yağmurları kısa sürer bilirsiniz, hayatınız gibi. Bir damlasını bile ziyan etmemek için çabalarsınız. Hele leylaklar da görünmeye başladı mı sağda solda kaçış yoktur. Dayanamaz, tüm çiçeklerinizi açarsınız.
CAN DÜNDAR
http://onpunto.com/newmain.aspx

25/12/2006 - HAYAT
BOŞ VER YAŞI
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?.. şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan, sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver? koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını, gelene geçene
yol verme girsin diye içeri amagömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna. Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda, ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,bırak aksın yollarına. yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.sen inan yüreğine, hem ona geçmezse kime geçer sözün?..büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.aklın da maaşallah yerinde, e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, boşver yaşı başı,aşk var mı aşk, sen ondan haber ver? takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere. o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün, atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü, öl gitsin...parayı pulu savurup, bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,savrul gitsin... Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim, kendi yüreğinden başka kim?.Aklını al da öyle git, ister bir duvara, ister bir od aya, ister kıra bayıra vur da git.Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.O biri de gelir gerçekten istediğin oysa, seveceksen ve öleceksen uğruna... yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa... yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş. sen mi biteceksin?çekeceksen bile bayrağı, yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... 'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı
bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları
kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli,
en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli,
yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... 'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
'Bunu da aşacağız!

NAR KALPLER
Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir...* Gözün başkalarını da görüyorsa sevdiğini sevmiyor musundur artık? Birini sevmek topyekûn kapattırır mı "dükkânı"? Kepenklerin inmeli midir, elenmiş un varsa elek asılmalı mıdır duvara? İnsan güzel adamları ve güzel kadınları "görüyorsa" hâlâ, hâlâ "bakıyorsa", aklından "Acaba?" diye geçiyorsa, aslında o kadar da dolu değil midir içi? Bir boşluk mu vardır aslında? Ondan mı yani mesela?

HAYAT
Hayat çetele tutmak degildir...
Hayat; Seni kaç kisinin aradığı,kiminle çıktığın çıkıyor oldugun veya çkacağın demek de degildir. Kimi öptügün,hangi sporu yaptığınn, kimlerin seni sevdigi de degildir. Hayat, ayakkabıların,saçin,derinin rengi de degildir. Nerede yasadigin veya hangi okula gittigin de degildir. Aslında hayat; notlar,para,giysiler, girmeyi basardığın ya da basaramadığın okullar da degildir.
Hayat; Kimi sevdigin ve kimi incittigindir. Kendin için neler hissettigindir. Güven ,mutluluk,sefkattir. Arkadaslarina destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktir.
Hayat; Kıskançlığı yenmek,önemsemeyi ögrenmek ve güven gelistirmektir. Ne dedigin ve ne demek istedigindir. Insanlarin sahip olduklarini degil,kendilerini oldugu gibi görmektir.
Her seyden önemlisi hayatı,baskalarinin hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
Iste hayat bu seçimden ibarettir.
Insanlarin en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir

TOM,UN HİKAYES İ
Dünyaca ünlü bir konuşmacı olan Tom yılın üç yüz günü konferans vermek üzere dünyayı dolaşarak geçiriyordu
Yakın bir zamanda yine bir konuşmasının sonuna geldiğinde ve kendisini ayakta alkışlayan 25 bin kişiye baktığında tıkandığını hissetti Topluluk ona bayılmıştı ve alkışlar dinmek bilmiyordu insanlar ona dokunmak ve elini sıkmak için sahneye koşuyorlardı
Bir çok ünlü zengin ona kartvizitini veriyor ve öğle yemeğine davet ediyordu
Etrafını gülümseyen güzel kadınlar sarıyor insanlar yaşlı gözlerle konuşmasından ne kadar etkilendiklerini söylüyorlardı
Tom`,un hem başı hem de kalbi heyecanla çarpıyordu bir saatlik bu baş döndürücü deneyimden sonra odasına çekilen Tom çok heyecanlıydı sevincini paylaşmak için aniden ahizeye sarıldı
Ancak arayabileceği konuşabileceği kimsenin olmadığını fark etti sürekli yollarda olmak tüm kişisel hayatının bitmesine neden olmuştu
Her ne kadar binlerce kişi tarafından beğenilse ve övgüye boğulsa da hayatında bu büyük deneyimi paylaşacak özel insanlar yoktu
İşte bu üzüntü verici durumun farkına vardığında kendisi için neyin önemli olduğunu düşünmeye başladı

SANAL DÜNYA
Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live","Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte edilen "yükselen değerler", "in" ler, "out"lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir
pencere ardında bitecek hepsi..
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten,
ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?...
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir sevgilinizle?...
Ya da Geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki
akasyanın tomurcuklandığını. Ve ıslak toprak kokusu var mıdır
dosyalarınız arasında ?...
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanız da?..
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı
yetmiyor?
Hayat ıskalamayı affetmez!...
Keşkelerle, tühlerle baş başa kalmadan önce...
|